13 Aralık 2014 Cumartesi

söz!


'Hep mi böyle alengirli? Hep böyle dağınık.
İlla ki toplarım.'



"alengirli": 1-acayip,tuhaf
                   2-hoş
                   3-karmaşık
TDK, asıl şair.

22 Temmuz 2014 Salı

try

rüyamdaki yüz çok başka. şimdi düşününce hiç benzemiyor.
dinlediğim şarkıda da bundan yakınılıyor.
şiire göre temmuz ayı da tam bu işlere göre.
şarkıya gelince,
'tell me where is your hiding place. i'm worried i'll forget your face.'

5 Kasım 2013 Salı

Sırada "Bu kadar da olmaz" dedirtecek bir haber var..

Dün akşam saatlerinde İstanbul'da meydana gelen olayda 19 yaşındaki genç kız, kendisini ziyarete gelmiş 56 yaşındaki babasını burnuna naftalin sokarak bayılttı.
İddialara göre 5 kasım gecesi saat 23:30 sıralarında meydana gelen olay aniden başladı. Komşunun yaptığı açıklamaya göre evden televizyon sesi geliyordu ve sakin bir akşamdı. Galatasaray-Kopenhag maçını izledikleri tahmin edilen baba kızdan bir süre sonra ses kesildi, hemen ardından baba M.Selekoğlu'nun acı çığlığı duyuldu. N.B.Selekoğlu'nun sigara içmek için pencereye çıkması üzerine komşusu onun rahat tavırlarından şüphelenerek muhabbet etmek ve durumu anlamak istedi.
Genç kızın kendisine "İşine git" "Çakmak var mı?" "Çok merak iyi değil" "Maç izle hadi içeri gir" dediğini ve sonrasında ağır küfürler ettiğini belirten komşu U.P. ayrıca hakaret davası açtı.
Bir süre sonra maç seslerinin tekrar duyulması üzerine komşu U.P. polisi aradı. Polis geldiği sırada ekip arabasına tükürdüğü görülen N.B.Selekoğlu ifadesinde şu cümleleri kullandı: "Babam İstanbul'a gelince sigara içemiyorum. Kafam allak bullak oluyor, düşünemiyorum. Birkaç sigara içip babamı ayıltacaktım. Komşu da çakmak yok deyince kendimden geçmişim, hatırlamıyorum."
İfadesinin alınmasının ardından genç kız adliyeye sevk edildi. Baba M.Selekoğlu'nun ise geçirdiği ameliyat sonucu burun kanallarından 2 top naftalin çıkarıldı, sağlık durumu iyi.
İfadesini verdikten sonra memleketi Adana'ya dönen babanın kızından şikayetçi olmadığı, ancak karakoldan çıkarken "gerizekalı" dediği anlaşıldı.

26 Ekim 2013 Cumartesi

Modern Otobiyografi-Billur'u Tanıyoruz

Yolları bilmiyorum, hiç ayırt etmeden rahatlıkla memleketimde dahi kaybolurum.
Unuturum. En gereksiz detayı katiyen unutmam ama, 7.sınıf biyoloji dersinde öğrendiğim kemik hücresinin adını unutmadığım gibi. (osteosit/osein)
Eşit ağırlık seçer, sözelden sınava girerim. Radyo TV Sinema bölümü okur, 6 ayda 3 film izlerim.
Gelgelelim her zaman böyle karışık değilim, mesafe koyarken çok netim.
Genelde ikilemdeyim, her şeyin doğrusunu bilir yanlışını tercih ederim. (bu cümleyi Melis Bağışlar'dan çaldığımı da itiraf ediyorum nitekim)
Akrep burcuyum, tüm akrep camiasının kıskançlık özelliğine ithafen bu şarkıyı armağan ediyorum:http://www.youtube.com/watch?v=i-siVlyC1io
Ha ayrıca Fenerbahçeliyim. Beni Galatasaraylı yetiştiren babama 2008 yılında karşı çıktığımdan beri.
Bi şarkı keşfeder, çok seversem sürekli dinlerim. Nihayetinde o şarkıdan bi süre sonra tiksiniyorum.
Ama bazı şeylerin kıymetini biliyorum?
Ayrıca çoğu zaman yemek yapıyorum. Yemek kötü olmuşsa, mutlaka fırına suç atıyorum.(bkz:fırın bozuk,bi tarafı pişiriyor ama bi tarafını pişirmiyor)
#ölmeden Travis ve Justin Timberlake konseri.
R'leri söyleyemediğim için kendi ailem bana gülüyor, hele o annem bi kere neye gülüyor?
Bisiklete binmeye bayılırım. Tercihim 4 tekerlektir. İnadım inat, 2 tekerleği bilmiyorum öğrenemiyorum.
Spora karşıyım, beni yoruyor. Ama sporcu insan hepimiz tarafından bir o kadar da seviliyor.
Adanalı olduğumu mutlaka her ortamda paylaşırım. Adanalı insana kafadan 5 puan eklerim.
Ve beklerim, inandıysam.
Yeterli mi?

13 Ekim 2013 Pazar

kim bilir?

belki alkol etkisidir belki onun var olanı bana fark ettirme etkisidir belki verdiği sadece cesarettir her neyse nedir bence benimki senin etkinden başka hiçbir şey değildir.
belki de, tümüyle "more than us" olabilir.

8 Ekim 2013 Salı

writing to reach you

yarın ölebilirim. bugün ölebilirsin.
kaçamam ve kaçamazsın.
bizi de bulacak. o zaman affetme imkanın kalmayacak.
birimizin gözü kapandığında diğerininki açık gidecek, hem kurumayacak böyle bırakırsan.
biliyorsun...
dimi?
this could be the last train, gibi.

4 Ekim 2013 Cuma

KAOS

Hayat tekdüze giderken yazılır; mı?
Sesini çıkaramadığında -sebebi her ne olursa olsun, yeterince konuştuktan sonra veya yeteri kadar konuşamadığında- bir opsiyon bu sayfa.
Kelimelerim arttıysa, cümlelerim birden fazla anlama çıkabilecek kaostaysa, artık aşikardır: Tekdüze'nli, eskisi gibi değil.

24 Ağustos 2013 Cumartesi

hoşbulduk canım

yıl olmuş yazı yazmamışsın, onca şey yaşamışsın, bu vakalarda genelde "istemsiz sessizlik" başlıyor.
demek oluyor ki istiyor, ama yazmıyor, konuşmak anlatmaksa hiç istemiyor. evin her kenarında duran vasıfsız tükenmez kalemler gibi topluyor atıyor herkesi. birkaç tane sağlam kalem bırakıyor, ama çekmecede.. elbet ihtiyaç duyulacak.
diyor ki ne gerek var? bi sessiz olun. sessizlik.
yani yemek yapmayı öğreniyor, kendini yemiyor bir nevi. "cooking" terapisi ile en iyi seviyeye de ulaşıyor nitekim. ailenin gözdesi oluyor vesselam. velhasılıkelam, bildiği tüm kelimeleri bu paragrafa da iliştiriveriyor. bu vakaların huyudur.
bu da demektir ki bulmacaya sarıyor, hayatının bulmacasını hayal ederek hırsla gazete sayfalarına atlıyor, kafası "niye böyle oldu" yerine "TEL(biyolojide)" sorusuna takılıyor. Lif cevabını da yapıştırıyor ayrıca.
haliyle çare müzikte diyorlar, vuruyorlar Travis'e. bir de abartıyorlar işi, bekle beni diyorlar Travis'e, bekle ölme konserini en önden izlicem. sapkın sayılabilecek bir bağ kuruyorlar bazı müzik gruplarıyla. yazıktır.
ki napsınlar? elleri avuçları bomboş, neyse ki winston light tutuyor parmakları.
anlayacağınız bu vakalar kabuk değiştiriyor. zaman verin.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Geri dönüşüm

Çok severim geri dönüşüm simgesini. Okların devinim halinde oluşu, yükselmesi alçalması, nasıl desem..
Hani kalabalık bi ortamda pat diye düşersin, canın çok yanar, çaktırmadan kalkar yürümeye devam edersin, ordan uzaklaşıp sessizce acını çekersin ya; mutlaka yaşanmıştır bu.
Ben düşerdim, yaşanmamış farz edip kalkar gider uzakta çaktırmadan ağlardım. Yara bereyi morlukları kapatır geri gelirdim.
Düşmek, bildiğimiz düşmek değil. O düşmek, hayatın içinde. Kalabalık ortam da olaya tanık olan arkadaş ortamı değil.
Acı, fiziksel acı hiç değil.
Düşmek doğal, normal, olası. Düşmek güzel. Ben ayağa kalktım, yeniden bulurum kendimi yerlerde, orası ayrı.
Şimdi ayaktayım. Şimdi benim günüm, benim günlerim. Bu benim çabam, benim şansım.
Benim geri dönüşüm.
Benim geri dönüşümüm.

23 Eylül 2012 Pazar

benim şarkım

be my runaway love.(1)  come along with me.(2)
i want to be where the sun warms the sky.(3)
have you ever been to Paris in march?(1)
i don't know where we going.(4)
but have you ever been to New York in may?(1)
i don't know who we are.(4)
come along now.(2)
hurry!  'cos no one's gonna be stopped.(5)
me besaste esa noche, cual si fuera el último día de tu boca.(6)
let it never be said that romance is dead.(7)
don't keep me waiting.(1)
you don't really see you with me.(7)
come along and you'll see.(2)



1- Alice Gold-Runaway Love

2- Titiyo-Come Along
3- Madonna-La Isla Bonita
4- Enrique Iglesias-Heartbeat
5- Travis-Sing
6- Shakira-Addicted To You
7- Kaiser Chiefs-Ruby

11 Eylül 2012 Salı

Dünden Bugüne

Test kitapları, konu anlatımlı kitaplar, farklı yayınlardan aynı dersin belki 8 farklı kitabı, ofis hayatı, gece ders çalışma gayreti, gece gündüz ders çalışma mecburiyeti, dersten derse koşturmacalar, ev yemeğini unutmalar, fazlasıyla kilo almalar, kahve, uykusuzluk, mutsuzluk, umutsuzluk..
Sınav yaklaştı..

Yeni ofisler, yeni öğretmenler, dostluklar, yediğin kazıklar, gözyaşı, hoop yeniden test kitapları, atıştırmalıklar, sigaralar, kahveler, kaybolan kalemler, kırılan kalpler.
Sınav yaklaştı, sen uzaklaştın..

Temiz sayfa, yeniden başlamalar, diyetler, testler, denemeler, son rötüşler, hatalar, son dersler.
Ve sınav..

Heyecan, bekleyiş, dua, sabır, nihayetinde sonuç.
İstanbul..


Tüm bunlar ne için?

İstanbul'da yurt odasında tek başıma oturup, yanıma cipsimi, kucağıma bilgisayarımı alıp, fonda Pearl Jam varken blog yazmak için mi?

Elde kalanlar;
Hatalar, tükenen çalışma isteği.
Hani bi süt havuzu, bi ödül, bi cennet? İşte tek başıma başladığım yeni hayatımdan ilk bildiriler bunlar. Doyumsuzluk!
Neyse, cips güzel.

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Sosyal İçerikli

Arkadaşının aşkına aşık olunur mu? Sonuna kadar olunur!


Kalbini ne zamandan beri kontrol edebiliyosun?
Bi bakıştan bi şeylerden saçma sapan bi elektrik almıyo musun? Ses tonu, dokunuşu, sana arkadaşını unutturmaz mı bi anda? Dünyayı görmez ona bağlanırsın ki hayaller kurarken bulursun kendini.
İşte bu durumla karşılaşmak üzücü, ama doğaldır..


Ben yaşamadım. Asla yaşamam mı peki? Büyük konuşmam, olur olur.

Peki bu yazıda bi aşağılık sezildi mi?
Hayır.
Sezilmesin. Kontrol edilemez talihsiz bi his okudunuz sadece.
Durumu çirkinleştiren, aynı zamanda kurtaran şey şimdi geliyor: Karakter.

Gördükçe için içini yiyodur, olabilir.. Acı çekiyosundur, doğrudur olabilir. Aşkından her gün ölüyo bile olabilirsin, neden olmasın?
Peki karakter tipi ikiye ayrılan insanlar bu durumda ne yaparlar?
Hemen buyrun izleyelim.

Birinci tip insan: Gider kendini tuvalete kilitler ağlar zırlar kusar bayılır, amma velakin kendini toparladığı gibi gelir ve hiçbir şey yokmuş havasıyla oturur. İçinde yaşar, yapabiliyosa kalbine gömer.
Bu adama ağzını açamazsın.
İkinci tip insan: Sikerler dünyaya bi kere geliyorum çok seviyorum tarzı özgürlüğü yanlış anlamış düşünceleriyle yapar yapacağını. Bu adama da ağzını açamazsın. Şayet açarsan biraz daha sıçar.

İkinci tip insan olup işleri bu raddeye getirmiceğimi bildiğim için bu konuda büyük konuşuyorum, büyük yazıyorum.
Hislerine engel olamazsın da, hırsına -istersen- engel olursun.
Olur ya biriniz yaşarsınız bunu, lazım olur bu yazı. Kendinize gelmenize, yolunuzda durmanıza..

Can yakmamanıza ön ayak olur. O zaman ne mutlu bana.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Rüya

Her gün rüya görüyoruz. Ama her gün hatırlamıyoruz bu rüyaları, görmediğimizi sanıyoruz. Psikoloji dersinde ilgimi en çok çeken konuydu uyku ve rüya.


Rüyanın "bilimsel" boyutu: En uzun rüyanın 8 saniye falan olmadığını, 1 saate yakın olduğunu hatta bazen daha uzun sürdüğünü bizzat hocam söyledi, ona göre.


Rüyanın "ilaç" boyutu: Odaya kapanıp ağlaya ağlaya uyursun, olmasını istediğin ne varsa rüyana girer ve rahatlatır. Bilinçaltına delice işlersin ve mutlu son! Veya hayal kurmaktan kafayı yer uyursun, ki en sevdiğimdir, hepsi naklen rüyanda. İlaçtır bunlar, candır.


Rüyanın "bahane" boyutu: Sni ryamda grdm ölüyodn ii msin:Ss:S


Rüyanın "kendine getiren" boyutu: Gözyaşlarınla uyandığın, hiç beklemediğin şeyleri yaşarken gördüğün, birilerini kaybettiğin falan hüzünlüsünden Türk dizisi bi rüya.


Rüyanın "haberci" boyutu: Rüyasında şifre görenleri tanıyorum. Ablam da aile dostumuzu rüyasında görmüştü ve ölmüştü gerçekten de bir haftaya. Kapa konuyu kapa.


Rüyanın "özleten" boyutu: Vay anasını ne alakaysa rüyama girdi, napıyo ne ediyo acaba, vs vs.


Rüyanın "dizi" boyutu: Adeta birbirini takip eder. Akasya Durağı tadında saçma sapan sikim sonik rüyalar dizisi.


Rüyanın "en acı" boyutu: Bilimsel gözle bakarsan 1 saat boyunca gördüğüm ilaç gibi bir rüyaydı, uyandığımda rüya olduğunu fark ettirip güzelce kendime getirmişti o ayrı, yaşanacakların haberini veren bir rüyaydı. Özletmişti çok, saçma sapan bi kurgusu vardı. Bunun acı yanı ne peki?
En acısı şu ki, içimi acıtan bu insanı sadece bir kez gördüm rüyamda. Başka yok. Çok düşündüm ve bulamadım. Eminim. Bir kez, ilk ve son, yeni yıl hediyesi.
Demem o ki, biz bu alanda da bitirmişiz birbirimizi. Uğurlar olsun.

27 Temmuz 2012 Cuma

Alfabe

Geçen yaz tam bu zamanlar yine yapmıştım bunu. Alfabeyi alt alta sıralayıp gördüğüm harflerin karşısına aklıma ilk geleni yazıcam. Çok eğlenceli lan.

A: Abla. Ablam.
B: Billur ya, adımdan başka bi çağrışım alamadım.
C: Cemil Nurlu dicem, sınav senesi atlattık çok doğal olucak.
Ç: Çıngıraklı yılan?
D: Damla..
E: Ev. Ev abi ev, evim olucak lan belki, ev inşallah!
F: #ff. Bu kabul edilir dimi?
G: Galatasaray. Ama bu üniversite olanından, içimde kalanından.
H: Hootie. Hootan.
I: Ilık. Kıskanmayan erkek ılıktır.
İ: İlhan Berk.
J: Jandarma. Hemen ardından Mahmut Tuncer. Hasiktir!
K: Kemankeş Mustafa Paşa. Allah belamı versin kim tanımıyorum.
L: Lüleburgaz'ın L'si.
M: Meme.
N: Nezoş. Canım anam.
O: Oyhşş?
Ö: Ömer Hayyam diyerek kamufle edelim.
P: Pizza.
R: -
S: Sinema televizyon.
Ş: Şair.
T: Tortul kayaç.
U: Uğursuz. Hayır bak aklıma gelen ilk şey uğur falan değil, direk "uğursuz."
Ü: Üvercinka.
V: Vosvos.
Y: Yavruguş.
Z: Zühtü. Kediydi bu.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

ben eskiden

ben buraya bi şeyler yazmazken, yokluğunda ne yaptım biliyor musunuz?
daha çok şarkı söyledim, sigarayı hiç bırakmadım, alışveriş falan da yapmadım aslında.
boş beleş işlere yelken açtım. ki boğuldum..
sonunda gözlerimi kapatıp hızlıca sildim numarasını. hani kırmızı kablo mu mavi kablo mu diye ter dökerler ve kırmızıyı keserler ya, gözlerini açarlar sonra sakince, işte tam öyleydi. o an yıkılmadım, bomba patlamadı elimde.

götümde patlamış çünkü çoktan..
yastığım ıslak havlu kokardı, en son o yastığı atarken küflüydü mesela.
sınavımı rezil ettim. dostlarım fazla fazla azaldı.
derken şu "reset" tuşunu buldum. ama onun da dibine vurdum.
baya sıfırlamışım..
demem o ki, ben hazırım gitmeye.
kitabımı defterimi yakmadım ama beynimin kıvrımlarını heba ettim.
atın beni denizlere, izmire, istanbula. ihtiyacım olan bu.
anlatabildim dimi?

30 Haziran 2012 Cumartesi

Ulusa Sesleniş

Sınavını derdini aşkını ızdırabını bitirdim geri geldim. Eşe dosta söyleyin yeniden başlıyorum!

4 Mayıs 2012 Cuma

Son pişmanlık

Kulaklarımdan beynime sızan bir melodi beni daha ne kadar üzebilirdi ki?

En güzel günlerim.. En sevdiklerimdi. Geride bıraktıklarım.
Naptığımı bilmiyorum.
Bunu okursan eğer, ben gerçekten üzgünüm arkadaşım.

4 Şubat 2012 Cumartesi

07

Yaşayamadıklarımızın suçu 558 kilometreymiş. 5 saat 34 dakika sürermiş. İkimizden biri bu yolculuğu yapacaksa "http://www.youtube.com/watch?v=b2fuhUamqAg" yol önerisiymiş.. Bilgin olsun.

1 Ocak 2012 Pazar

Başlangıç

2012'nin ilk sabahı. Ben ilk kez gördüm kar yağdığını, ilk kez üstüme kar yağdı. Ben ilk kez böyle yanlışım.