28 Temmuz 2011 Perşembe

Sabah

Bugün hava güneşli. Haftalardır yağan yağmur küçük balkonundaki menekşeleri çürüttüğü için, hediye gelen -pek de sevmediği- bu çiçekleri artık atması gerekmişti. Tam da çiçekleri çöpe atmış saksıyı boşaltmıştı ki, bugün hava güneşli.. Terslik burdan başladı belki, ama dikkatini bile çekmedi, bir an önce kahvaltıyı hazırlaması gerekiyordu.
Şizofren olduğunu kabullenmiyordu elbette, nitekim farkında bile değildi. Yıllar önce bir sabah, evi terk etmek üzere hızla çıkıp giden kocasının 2 saat sonra kaza haberini almıştı. Hemen ardından bir haber daha, artık ebediyen terk edilmişti.. Ne hastaneye, ne cenazeye gitti. Telefonu kapatıp masayı toplamıştı sadece. Ertesi sabah erkenden kahvaltıyı hazırladı, sonraki gün erkenden uyandı ve kahvaltı hazırladı, iki kişilik kahvaltı sofrasında hiç konuşmadan otururdu.

Yalnızlığı kabullenmeyişi onu gitgide daha yalnız bir kadın haline getirmişti. Kafasında sadece tarihlere yer veriyordu. Bir gün, tek başına yaşadığı ve kimseyi kabul etmediği evinde notlar buldu. Kocasından gelen -kendi yazdığı- notlar.. 27 Eylül yazılmıştı notlara. Beklemesini söylüyordu kocası, yani bilinçaltı. 27 Eylül'e 4 ay 3 gün vardı. Bu bekleyişi çaresizliğini oyaladı, umutla bekledi..

Nihayet o gün! 27 Eylül.. Yapılacak çok şey vardı o gün. Ama önce kocasını güzel bir kahvaltıyla karşılamalıydı. 26 Eylül gecesinden beklemeye başladı, heyecanı onu uyutmuyordu. Gözü saate takılıp duruyor, arada bir boş saksıya bakıp neden boş olduğunu düşünüyordu. 22:38.. 23:45.. 01:02...

Sabaha kadar iki şeyi bekledi; sabahı ve kocasını. Yalnızca sabah, vaktinde geldi. Yalnızlığına ortak ettiği çaresiz bekleyişi de sona ermişti, artık elinde sadece sabahları kalmıştı. Hava aydınlandığında yavaşça yerinden kalktı ve boş saksıyı suladı. Daha sonra da uyumadı, kahvaltıyı hazırlaması gerekiyordu..

1 yorum:

  1. 02:59'u 5 dakika isim düşünmeken kaçırarak2 Aralık 2012 03:05

    Broadway/Manhattandaki Beacon Tiyatrosunun önü gecenin karanlığıyla bütünleşmiş siluetlerle doluydu. Silüetlerden yarısının bulunma sebebi tiyatro kulübünün evsizlere tekil deneysel tiyatro biletleri dağıtmasıydı, bedava bileti fırsat bilen evsizler biraz sosyalleşip biraz da sıcak ortamda bulunma ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlardı. Bir kısım silüet entellektüeldi, kaçırmazlardı böyle organizasyonları. Silüetler içinde her sabah kahvaltı hazırlayan kadının kocası ilk bakışta göze çarpmıyor olsa da, içinde kopan fırtınalar onu farklılaştırmaya yetiyordu.
    Karısı kahvaltı hazırlayan adam MoMA’da çalışan bir temizlikçiye yardım ettiğinden MoMA’nın temizlik envanter odasında uyuyabilen bir evsizden başkası değildi. Yan tarafta kalan bir Fransız Entellektüeline karşı çok derin duygular hissediyordu.
    1 hafta önce MoMA'da bir bağış günü düzenlenmişti, bağış gecesi 2 olay dışında sıkıcı geçmişti. 1.si Fransızı ilk orada görüp etkilenmiş, sonrasında bedava dağıtılan biletin tiyatrosunda Fransızın oynayacağını öğrenmişti. 2.siyse yan pisuvarda işeyen bağışçının cebinde en sevdiği nane şekerlerini gördükten sonra ilginç bir planla o şekerleri araklaması olmuştu.
    O günden sonra 1 hafta boyunca her gün Fransızı görüyor ancak sohbet edemiyordu her sabah kahvaltı hazırlayan kadının kocası, cesaretini tiyatro gecesine kadar toplamayı planlamıştı, oyuna girmeden önce heyecanı hat safhadaydı, sonuçta hiç bir şeyi olmayan bir adamın hayatta kalmasını sağlayan tek duyguydu Fransıza beslediği duygu ve bu gece sergileyeceği davranış duyguyu karşılıklı kılmaya yetebilirdi.. Kapılar açıldı salon küçüktü hemen doluverdi, ilk fransız çıktı sahneye, ardından diğer oyuncu. Oyun start aldı, saçma kelimeler ve davranışların ardı arkası kesilmiyordu, uzun doğaçlamalar sonrasında bir anda diğer oyuncu Fransızı öldürdü, adamın bedeni ikiye ayrılmıştı, şoktaymışçasına tepki gösteren kimse olmadı, her sabah kahvaltı hazırlayan kadının kocası hemen sahneye fırladı, Fransızın ikiye bölünmüş bedenini kucakladı ve şaşkın bakışlar içinden Central Park'a koştu. Gözleri dolu doluydu onun için yaşamanın hiç bir anlamı kalmamıştı artık, tek dayanağı Fransız ikiye ayrılmış durumdaydı. Tek yapabileceği şeyin intihar etmek olduğunu anladı, ama intihar edecek bir şeyi yoktu. Elini cebine götürdü ve bağış gecesi çaldığı nane şekerlerini hissetti, umutsuzca hepsini yuttu, belki yardımı olur diye düşünerekten. 10-15 dakika boyunca ağlamaya devam etti ardından nane şekerlerinin etkileri başladı ve gözünün önündeki sis perdesi aralandı; Elinde tuttuğu şeyler psikosomatik ilaçlardı, çaldığı şeylerin aslında nane şekeri olmadığını ve ilaç olduğunu anladı, sonra birden tiyatronun tekil doğaçlama olduğunu hatırladı, önünde ikiye ayrılmış cansız bir manken olduğunu gördü, Fransızın aslında tiyatroda kullanılmak üzere MoMA'da tutulan bir dekor olduğunu anladı, perde daha da aralandı ve kendisine kahvaltı hazırlayan karısının onu hala beklediği çıkarımında bulundu, hapları kusmaya çalıştı ama çoktan kanına geçmişti, karısını düşündü, bunu ona yapamazdı. Yoldan geçen bir arabayı çaldı, fakat araba kullanmayı bilmiyordu, içgüdüleriyle hızlıca hastaneye gitmek istedi… Kazadan kaçamadı…..

    Not: Düşlerde hep o mükemmel eş vardır, daha karşılaşmamışsan zihninde birliktesindir. Birçok şeyi onunla paylaşırsın, sadece ikinizin çözebileceği frekansta şeylerden bahsedersin. Farkında olmadan o şeylerden doğaya serpiştirirsin. Karşılaşıldığı an eşleşme sağlanır, birlikte olmak için fırsat kollanır.
    Bu hikayede de bu duruma iki örnek var:
    İlki, kahramanımızın şizofreni kafası burada farkında olmadan da olsa mükemmel eşiyle artık en sağlıklı karşılaşmanın ruhsal düzeyde olacağını görüp, dolaylı bir yoldan intihar etmesi..
    İkincisi ise benim bu hikayeyi yazmış olmam..

    YanıtlaSil